Sömürgecilik, Colonisme Nedir?
Sömürgecilik Nedir
Sömürgecilik hakkında ansiklopedik bilgi..
________________________________________
sömürgecilik : sömürge elde etmeyi, bir milletin diğer milletleri siyasi ve iktisadi" hakimiyeti altına almayı öngören siyasi anlayış. müstemlekecilik.
sömürge kelimesinin anlamı zamanla değişikliğe uğradı. Değişmeyen tek unsur, insanların terkettikleri ülkeyle yerleştikleri ülke arasındaki coğrafi süreksizlik düşüncesidir. Aslında, sömürgeleştirme amaç ve metotları büyük ölçüde değişmiştir. Sayısız ve çeşitli yasalarda yer alan bu değişikliklerden burada ancak bazı örnekler verilebilir.
klasik ilkçağda sömürge hep, birbirine bağlı bir göçmen topluluğunun az veya çok uzaktaki bir toprak parçasına sahip çıkması biçiminde görüldü. Aslında sömürgeyi meydana getiren insanların siyasi ve askeri kaygıları yoktu. Onların anayurdu terketmeleri, verimli toprakları az olan akdeniz ülkelerindeki nüfus artışından doğacak tehlikeleri önlüyordu.
Oikistes (kurucu) yönetimindeki bir göçmen topluluğu, «ana-site»den tamamıyla kopabilir ve Delphoi kâhinine danıştıktan sonra, birtakım belirli dini törenlerle yeni bir site kurabilirdi. Bu sömürgeleştirmenin ilham kaynağı Delphoi kâhiniydi. Böylece kurulan site de, bundan sonra artık tamamıyla egemen ve bağımsız duruma gelirdi.
X. yy. Yunan sömürgeleri (Ege denizi adaları, Küçük Asya kıyıları) veya M.Ö. VIII. yy. ile V. yy. arasında kurulan sömürgeler için de durum böyle olmuştur. İki devlet arasında, çoğu zaman ancak soy birliği, ortak dini gelenekler ve dil gibi duygusal bağlar devam eder ve bunlar çoğu zaman belli bir ticari, hattâ siyasi dayanışma yaratmaya yeterdi. M.Ö. 814'e doğru Sur'luların kurduğukartaca gibi birtakım Fenike sömürgelerinin gelişimi de böyle oldu. Başka durumlarda, göçmenler anayurtlarına bağlı kalırlardı. O zaman da, sömürge, anayurdun bir «ileri karakolu» durumunda olurdu.
Bu karakolun amacı, isyan çıkaran veya askeri önem taşıyan stratejik bölgeleri gözetim altında tutmak ve servet kaynaklarını değerlendirmekti. Eski Mısır'ın elde ettiği Nübye topraklarının durumu da bu tipe bağlanabilir. Eski Mısır'ın Nil'in kaynağına doğru yayılması, M.Ö. II. binyılda, daha Orta imparatorluk döneminde başlamıştı. Nübye, Mısır'a köle, altın ve hayvan sürüleri sağladı.
Buna karşılık Mısır'dan, Nübye'ye küçük memur, asker, tacir ve köylü toplulukları gitti. Bunlar ikinci çağlayanın yukarısına, Semneh'in içerilerine kadar yerleştiler. Böylece, Mısır'ın yerli Halk üstündeki medenileştirici etkisi Beşinci çağlayanın ötesine, M.Ö. VIII. yy.da Mısır'a bir hanedan yetiştirmiş olan Kuş ülkesine kadar yayıldı.
Bunun en ünlü örneklerine Yunan ve Roma tarihlerinde rastlanır: Yunan klerukhia'ları ve Roma hukuku kolonileri (başlangıçta 300 yurttaş). Bu koloniler, önceleri deniz sınırlarını savunmakla görevliydiler, ama daha sonraları municipium durumuna geldiler.
Her iki durumda da, zaptedilen topraklara, askeri görevle yerleştirilen kolonlar, bağlı oldukları sitedeki yurttaşlık haklarını tamamıyla muhafaza ediyorlardı. Böylece, Roma hukuku kolonileri, cumhuriyet döneminde, idari alanda kısmen muhtar olmalarına rağmen (bir decemvir kurulunun yardımıyla çalışan bölgesel duumvir idaresi), bir Roma yurttaşının bütün medeni ve siyasi haklarını ellerinde tutarlardı: Jus connubii veya Romalı bir kadınla evlenmek hakkı; jus commercii veya menkul vegayrimenkul her çeşit mal ticareti yapmak ve bu hakları adli makamlar tarafından da geçerli saydırtmak için legis actio hakkından yararlanmak yetkisi ve jus suffragii veya oy hakkı; jus honorum veya bütün yüksek görevlere seçilebilmek hakkı.
Bununla birlikte başka sömürgeler, bir anayurdun otoritesi altında bulunmalarına rağmen, anayurttaki yurt-taşlarıyla eşit haklara sahip değildiler. Roma, sömürgelerinden başka, kara sınırlarını da savunmak amacıyla latin hukuku sömürgeleri de kurdu. Bu kolonilerde başlangıçta l 500 ilâ 6 000 latin ve müttefik-nedir+müttefik-ne-demek'>müttefik vardı. Öbürleri gibi idari muhtariyete sahip olan (hattâ müttefik-nedir+müttefik-ne-demek'>müttefik toprağı bile sayılan) bu «latin» sömürgeler, üyelerine kısıntılı bir yurttaşlık hakkı veriyordu.
Bu hak, M.Ö. II. yy. da, jus connubii (M.Ö. 268'de geri alındı) ve jus honorum dışında, Roma yurttaşının bütün haklarını kapsıyordu. Toplam olarak, 46 latin sömürgesi ile Marius, Sezar ve Augustus'un kurdukları askeri nitelikteki sömürgelerle aynı zamanda oluşturulan 200'ü aşkın Roma sömürgesi vardı. Bununla beraber, Roma sömürgesi adı ve yasası, fahri bir unvan olarak da verilirdi.
Gerek kartaca sömürgelerinde, gerek Helenistik krallıklarına bağlı Yunan-Makedonya sömürgelerinde, bir anayurtta sahip olunan hâkimiyet ve yurttaşlık haklarına rastlanmazdı. Bu ikinci sömürgelerde «site» sözünün hiç bir anlamı kalmamıştı. Kendi kaynaklarıyla yetinmeye çalışan Erken Ortaçağ derebeyliği (İskandinav ülkeleri dışında) sömürge kurmaya elverişli değildi. Ama XI. yy.daki nüfus artışları ve ticaretin gelişmesi ortaya yeni sömürge biçimlerinin çıkmasına yol açtı.
XII. yy.ın sonuyla XV. yy. arasına rastlayan bu dönemin en tipik kolonileri ile ticaret acentaları arasında büyük bir benzerlik vardı.akdeniz'de İtalyan (Pisalı, Cenovalı, Venedikli) tacirleri, Baltık ve Kuzey Denizi ülkelerinde Alman Hansa birliğine bağlı tacirler, alışveriş ettikleri hükümdarlardan, ya bir şehrin bütününde (meselâ, Kırım'da Feodosiya'da Cenevizliler) veya yalnız bir semtinde (meselâ İstanbul'da Beyoğlu [Pera] ve Galata veya Londra'nın küçük Steelyard mahallesi) yerleşmek hakkını elde ettiler.
Bu şehir imtiyazları ya bir (Magusa'nın Cenevizlilere, Bergen'in Lübeck'lilere) veya birkaç (Don Kıyısında Tana) millete verilir ve bunlar, genel olarak bir sömürge başkanının sorumluluğu altında geniş bir adli muhtariyete sahip olurlardı. Bu «konsül»lerin yargılama yetkisi, çoğu zaman, ayrı kökenli tacirlere kadar uzanıyordu. Bunlar, itibari yurttaş sayılıyor ve «konsül»lerin himayesinden yararlanıyorlardı.
Bu konuyla ilgili olarak dikkate değer bir olay da, XIX. yy. sonlarında buna benzer bir teşkilâtlanma biçiminin Çin imparatorluğunda ortaya çıkmış olmasıdır. Çin'de de, önce Avrupalılar, sonra Amerikalılarla Japonlar, kendilerine kira ile bütün bir şehirle dolaylarının veya ülke dışı sayılması kabul edilen bir mahalle veya semtin verilmesini sağladılar ve kendi yurttaşlarına tanıdıkları imtiyazları yerlilere de tanıdılar.
Eski ticaret sömürgeleri elde ettikleri güç sayesinde, çoğu zaman zayıf bir hükümdarı etkiliyor ve onu adeta himayeleri altına alıyorlardı. Böylece, iktisadi sömürgeleştirme, XIV. yy.da (Kıbrıs'a Ceneviz sızmasında olduğu gibi) gerçek bir siyasi sömürgeleştirmeye yol açtı. Bazen de bu iki sömürgeleştirme biçimi birlikte yürüyordu.
meselâ, 1204'te Venediklilerin entrikaları sonucu Bizans imparatorluğunun çöküşü Cenovalı ve Venediklilere büyük ticari teşebbüs imkânları sağladı. Fief haline getirilen veya tamamıyla bağımsız durumda olan topraklar, ya ilk bölüşmede ya daBizans'ın yeniden fethi sırasındaki pazarlıklar sonunda (deniz ticaretinin güçlü bir koruyucu deniz gücü gerektirmesi dolayısıyla) sağlam birer ticari ve stratejik üs oldu. Bu üslerde İtalyanlar daha büyük bir hareket serbestliğine kavuştu.
Daha sonra da, başlangıçtaki sömürge şehirlerin yerini, çıkarcı amaçlarla kurulan gerçek sömürge devletleri aldı veya bu şehirlerin yanı sıra sömürge devletleri kurulmaya başladı: Doğu Ege'de mali şirketlerin yönetimindeki Ceneviz imparatorluğu ve özellikle gelişmesini XV. yy.ın sonuna kadar sürdürerek o tarihte İstria'dan Kıbrıs'a kadar yayılan geniş Venedik imparatorluğu. Bu güçlü deniz üsleri, doğrudan doğruya Venedik hühûmetine bağlı topraklar (Methone ve Korone gibi Peloponnesos limanları, Korfu gibi küçük veya girit gibi büyük adalar) ve Venedikli patricius'ların (Kyklades gibi) veya himaye altında olan birtakım kimselerin (Eğriboz'un [Euboia] «tercier»leri gibi) ellerinde tuttukları fieflerden meydana geliyordu.
Bütün bu yerlerin arasında, stratejik önemi ve Venediklilerin geniş çaptaki göçleri dolayısıyla, girit'in özel bir yeri vardı. Böyle bir yayılma ve anayurtla siyasi ve iktisadi bağların sıkılığı, venedik sömürgeciliğinin bir özelliğidir, bu, daha sonraki sömürgelerin başlangıcı olmuştur.
XVI. yy.ın başından XX. yy.ın başına kadar sayıları gitgide artan Avrupa sömürgelerinin hepsi de siyasi bakımdan bağımlı ve anayurt tarafından değerlendirilen topraklardı. Ne var ki, bu sömürgelerin yeryüzünün çeşitli yerlerine yayılmış olması birbirinden çok değişik ve karmaşık sömürü biçimleri gerektiriyor, her birinin elde edilme yollarının değişik olması gibi sebepler de sömürgeler için ortaya çeşitli yönetim yasaları çıkmasına yol açıyordu.
Ama, XVI. yy. ile XVII. yy.ın başı arasındaki döneme rastlayan ilk sömürgecilik girişimlerinin bir tek amacı vardı ve gerek kişilerin gerek hükümdarın zafer kazanması biçiminde özetlenebilecek olan bu ana amacın yanı sıra, Hıristiyanlığı yayma çabalarının da en az servet peşinde koşmak kadar büyük bir rol oynadığı sanılır. İşte bundan ötürü, sömürgelere önceleri, anayurdun, benimseyip kendisine mal etmesi gereken birer uzantısı gözüyle bakıldı.
Gerçekte bu teorik görüş, bazı güçlüklerle ve en başta uzaklık meselesiyle karşılaştı. Avrupa krallıkları, bazı maceralı teşebbüsleri birtakım özel kişilere bırakmak zorunluluğunu duyuyorlardı. Ama bu işler, kişilerin tek başlarına yapacakları teşebbüsler değildi. Onun için hükümdarlar, onları ya derebeylik ilişkileri çerçevesi içinde veya birtakım imtiyazlarla desteklenen dernekler halinde birleşmeye teşvik ettiler.
Bu konuda öncü olan Portekizlilerle İspanyollar, XVI. yy.m başında, Amerika'daki sömürgelerinde bu feodal formülü geniş ölçüde kullandılar: meselâ, görevleri babadan oğula geçen Portekizli kumandanlar, İspanyol «encomienderos»lar için durum böyleydi. Madenlerin ve toprakların işletilebilmesi için geniş alanlar üstünde gerekli nüfuzu ancak bir avuç fatih bu şekilde sağlayabilirdi.